3 Ocak 2010 Pazar

biyonikadam

3 Ocak 2010 Pazar
İnsanın yapmak istediği çok şey ve bunları yapabileceği pek az zaman olunca, biraz fazla zamanı bir arada görünce insan olduğunu unutup sanki bünyenin gücü limitsizmiş gibi davranabiliyormuş.

Mesela evde kalmadığı bir gecenin sabahı, eve gelip kendini hemen mutfağa atıp kek, kurabiye yapıp, mutfağı toplayıp sanki önceki akşamdan hiç yorgun değilmişçesine hiç oturmadan hazırlanıp kendini bir de spor salonuna atabiliyormuş. 1,5 saat spor yaptıktan sonra elinde kolunda poşetlerle emanetçilik görevini yerine getirmek üzere ilk kapıya gidip iki posta akşam yemeği yedikten sonra, yeni yıla nerede gireceğine karar veremeyen bünye ne yardan ne serden diyerek ikinci kapısı olan teyzesine gidip üçüncü akşam yemeğini yiyip, hangi akla hizmetse yılbaşı gecesi saat 9:30'da Levent'e doğru yola koyulabiliyormuş. Üçüncü kapı olan Alp Bey ve Hande Hanım malikanesine vardığında yeni yıla sadece 20 dk kalmış olsa da, hiçbir şeyden geri kalmamanın mutluluğunu yaşayabiliyormuş :) O gece biraz tango, biraz müzik, bolca muhabbet, scorpions eşliğinde halay vs derken sabahın 5'inde tavşan masalı dinleyerek uyuduktan sonra 6'da kalkıp hava henüz aydınlanmadığı için 6:45'e kadar bekleyip, sonra da havanın aydınlanacağı yok deyip bir saatlik uykuyla Edirne yollarına düşebiliyormuş...

Böyle -miş'li -muş'lu yazmaktan yoruldum yahu.

Meriç'in bir kenarında kahvaltı, diğer kenarında Türk kahvesi, ardından pazar gezmesi, öğle yemeği derken zaman akıııpp gidiverdi yine... Halbuki daha 15 dk olmuştu gideli... Neyse akşam otobüsüyle geri döndüm, eve geldiğimde saat yine 10'a geliyordu. Yol boyunca kendi kendime tekrar ettiğim kararı uygulayıp, polar battaniyeme sarınıp televizyonun karşısına kıvrılıverdim gelir gelmez... Bacaklarım uzun süredir bu kadar ağrımıyordu.

Ama Neşe akıllanır mı? Yooookk. Ertesi gün ne bileyim koy iki film izle işte. Hani evcimendin, di mi? Dalış kulübünde 1. geleneksel aşure gününü nasıl kaçırırım? Tüm malzemeler var da, onları koyacak tencere yok deyince Cem hoca, yüklendim babannemden kalma koca tencereyi kulübün yolunu tuttum. Aşure ruhuna yaraşır biçimde el birliğiyle aşuremizi yapıp afiyetle yedik. İçinde parmağımın olmasıyla alakası yok -ama ruhumun olmasıyla belki- yediğim en lezzetli aşureydi. Bu sene yapmayı içimden geçiriyodum zaten, ilk tecrübenin böyle cümbür cemaat olması isabet oldu.

Velhasılı, üç günlük planımı sadece bir eksikle -cumartesi gecesi milongası- tamamlamış olduğum için kendimle gurur duydum. Şunu yapıcam, bunu yapıcam deyip yapamadığım günlere inat...

Zaten biraz da aileye zaman ayırmak gerekiyor, o görevimi de cumartesi akşamı ve pazar bütün gün yerine getirmiş oldum. Artık iki ay rahat ederim diye umuyorum :)

Şimdi yarının pazartesi olduğunu aklının ucuna bile getirmeden huzurlu bir uyku vakti...

Bu arada eve girerken kar yağıyordu lapa lapa! Üşümeyi hiç sevmesem de, bütün mevsimleri layıkıyla yaşamak taraftarıyım.. O yüzden pek bi mutlu oldum görünce!

Çav bela blogçe!

1 yorum:

serkan dedi ki...

Ben yılbaşında uyudum :( Scorpions eşliğinde halay ne lan? :D

 
naeknhu © 2008. Design by Pocket