19 Aralık 2008 Cuma

19 Aralık 2008 Cuma
Ellerini kurulamak için illa ikinci kağıt havluyu alanları,
İki dk önce giren sifonu çekmiş olmasına rağmen girer girmez tekrar çekenleri,
Sofrayı toplarken musluğu ­-sonuna kadar- açık bırakanları,
Aldıkları her şeyi ayrı poşete koyanları,
Biraz daha kalın giyinmek ya da camı açmak yerine hemen klimaya saldıranları,
Kısacık mesafelerde bile zorunluluk olmadığı halde özel arabasını kullananları,
Bir şeyler anlatırken hiç gerek olmamasına rağmen illa kağıt kullananları, hatta her madde için ayrı kağıt harcayanları
anlamıyorum. Anlamak da istemiyorum. Hatta onların benim dünyamda yaşamalarını da! Bencillik mi? Evet, ama benimki değil, onlarınki. Nasıl oluyor da idrak edemiyorlar bu evrenin sahibi olmadığımızı, sadece içerisinde küçücük bir nokta olduğumuzu ve ona uyum sağlayarak yaşamak zorunda olduğumuzu. Onu bize uymaya zorlayarak değil. Hayır, eğitimle filan da alakası yok. Eğer çaycı teyze bunlara dikkat ediyor ve fakat o çok kültürlü ve bilgili müdür bey hiç umursamıyor, “aman ne olacak” diyorsa.. Yanlış nerede? Kendini her şeyin merkezinde sanarak yetişen/yetiştirilen bireyde belki de.


Geçen gün belediyeyi aradım çöpleri ayırmakla ilgili. Çünkü çöplerin dairede ayrılıp kapının önünde aynı kutuya girmesi insanın canını yakıyor. Orda aynı kutuya girmezse kamyonda birleşecekler dedi telefondaki ses. Türkiye henüz buna hazır değil.

Ne acı.. Ne bileyim -en yüzeyselinden- ne hakkımız var kutup ayılarını evlerinden etmeye?

Bir tek benim mi içim acıyor yapıları hiç uygun olmadığı halde asfaltta yürüyen horozlar, köpekler görünce?

Boşver.

*kartuşun bittiğini farketmeyip aldığım yarısı silik çıktıyı tekrar çıkartacak zorunda olmanın vicdan azabı içerisindeyken tuvallete gidip gördüklerimden sonraki sinir harbiyle yazılmıştır. Ben üç sayfanın hesabını yaparken..

1 yorum:

onurCUK dedi ki...

Yalnız değilsin, merak etme. Giderek de çoğalıyoruz sanki, bana öyle geliyor:)

 
naeknhu © 2008. Design by Pocket