15 Ocak 2009 Perşembe

boşver

15 Ocak 2009 Perşembe
duyduğum en huzurlu tondu yahu. kadife gibi. bir ses dindirir mi tüm fırtınalarını ruhun?

12 Ocak 2009 Pazartesi

az kaldı

12 Ocak 2009 Pazartesi

11 Ocak 2009 Pazar

devrim

11 Ocak 2009 Pazar
rüyamda yaptığım bir şey için sabahında telefon açıp özür diledim kendisinden. anlam veremedi, güldü. akşam eve geldiğimde pasta yapayım dedim. unu eleğe döktüm. ama eleğin henüz tezgâhın üstünde olduğunu ve üzerinde un tutma yetisi olmadığını unutmuşum.

beynim yönetimden çekildi anlaşılan. kısaca cozutmak mı desek :)

yine de "aldığı kadar un"lu tarifleri yapabiliyorum hâlâ :)

9 Ocak 2009 Cuma

sana ne

9 Ocak 2009 Cuma
yap türk kahveni, koy bir hicaz şarkı ve yum gözlerini. bırak insanlar ölsün, öldürülsün. sana ne. kasılıp kalınca yoluna sokabiliyor musun her şeyi? bırak, beceremiyorsun işte üzülmeyi. bak karanfillerin de kıpkırmızı çıkmış fırından. gülsene.

3 Ocak 2009 Cumartesi

2008

3 Ocak 2009 Cumartesi
2008, söylemesem içimde kalacaktı, hiç sevmedim seni. Evet, sevdiğimi sanmış olabilirim, içindeyken senden hiç şikayet etmemiş olabilirim ama gittikten sonra düşünme fırsatım oldu ve sevgimi hak etmediğine karar verdim. Bir kere başlangıcında hayır yoktu. Seni karşılamak için o kadar süslenip püslenmişken sen ortalığı ateşe vermiştin. Sonra daha başlarında, hak etmediğim cezalar verdin, hak etmediğim üzüntüler yaşattın bana. Ben hayal kurarken sen onları biir bir suya düşürdün. Yeni hayaller kurmama izin vermeyecek kadar derine üstelik. Beni alıp bir belirsizlikler denizine attın. Ne mezunum, ne öğrenci. Ne mühendisim, ne başka bir şey. Ne birlikteyiz, ne ayrı. Bilmez misin ben yaşayamam böyle belirsizlikle, daralırım. Hep planlar yapar, sonra gelişigüzel yaşarım. Bunlar yetmiyormuş gibi bir tümör, dört de fıtık hediye ettin. Ne diyeyim ben sana 2008, iyi ki kendi rızanla gittin. Yoksa çok fena yiyecektin zılgıtı benden. Ben ki hiç bir gidenin arkasından böyle kötü konuşmamışımdır, beni de çileden çıkardın.

2 Ocak 2009 Cuma

neşesini kaybetti

2 Ocak 2009 Cuma
Hıh!

Şimdi damperli bir kamyona bağlayıp çekecek zaman yükünü.
Toroslar'dan boşa salmışken kamyon gamlı bir hüznü ,
Çamurluğun üzerinde onun el yazısıyla afilli yazacak,
Dolunayın fener tuttuğu bir yeryüzünde görmeyi bilenler okuyacak!
"O tanrı ezip geçmiş içindeki adaleti, sen peygamber olsan olmasan kimin derdi"
Elinde bir mürekkep okkası, batıracaksın belki geç kalmış bir öfkeye kanı.
Umursamazsan eskimiş bir aşk gibi hayat, tadı pek bir ekşi.
İhanete antrenmanlıydı yeterince, aşka talim etti
O ki neşesini kaybetmiş bir palyaço şimdi.
Anarşist bir aşk öldü gitti hayalarında.
Dudaklarından dudaklarını silecek
Kızgın bir dolunay ateşine fondü gibi
Bir ten bir tene değecek bir şiirde bir gün.
Şiir ki çoktan efendinin kölesine ihaneti
Atina'dan atılan bir molotof kokteyl misali.
Yoruldu çoktan anlatmaktan hikâyeleri
Bilmezsin çoktandır kalbinde yer yok
Asla affetmeyecek kalbindeki neşeyi öldürenleri
Elimde kırmızı bir top var Noel öncesi
Sen bilirsin çekinme söyle lütfen,
Nerede yitirdi çoktandır bu palyaço neşesini!
(Cüneyt Özdemir)

1 Ocak 2009 Perşembe

güven

1 Ocak 2009 Perşembe
şelale aradı bu akşam, yeni yılımızı kutlamak için. konuştuk uzuun uzun. içini döktü. içimden bir şeyler koptu onu dinlerken. keşke yanında olsam dedim. ne garip. oysa onunla toplamda 24 saatlik bile geçmişimiz yoktu ailesiyle birlikte 17 gün bizde kalana kadar. hani annem hala bin bir şey tembihliyor ya evden çıkarken, bu ne güven diyorum; kim olduğunu bilmediğin birine evini açmak. ya da sadece yazılarını okuduğun birinin evine gitmek istemek. nasıl oluyor da aklıma takılan bir şeyi çok yıllık arkadaşlar yerine yazılarını okumaktan fazla tanımadığım birine anlatmayı tercih ediyorum? bir insana güvenmek için neye ihtiyaç var?
madem yeni yılın ilk yazısı bu, 2009'dan en büyük dileğim bu olsun. karşıma hep böyle insanlar çıkarsın. gözüm kapalı tüm varlığımı emanet edebileceğim...
 
naeknhu © 2008. Design by Pocket