2 Şubat 2010 Salı

seçim

2 Şubat 2010 Salı
Hayat keşke seçimlerimizden ibaret olsaydı... Fakat ne yazık ki, başkalarının seçimlerinden ibaret çoğu zaman...

30 Ocak 2010 Cumartesi

if i fell

30 Ocak 2010 Cumartesi
if i fell in love with you
would you promise to be true
and help me understand
'cause i've been in love before
and i found that love was more
than just holding hands

if i give my heart to you
i must be sure
from the very start
that you would love me more than her

if i trust in you oh please
don't run and hide
if i love you too oh please
don't hurt my pride like her
'cause i couldn't stand the pain
and i would be sad if our new love was in vain

so i hope you see that i
would love to love you
and that she will cry
when she learns we are two

if i fell in love with you

28 Ocak 2010 Perşembe

safrankurdu

28 Ocak 2010 Perşembe
Hafta sonu Eylülcan bizdeydi. Ben evde mahsur kaldığımı zannederken (dışarı çıkmaya yeltenmedim pazar akşam üstüne kadar) o Giresun'dan dönerken hızını alamayıp bize geldi. Annem de evde olmayınca büyyük bir zevkle evimin erkeği rolünü üstlendi :) Ona yemekler hazırladım, film izlerken meyvesini soyup yedirdim, hatta karnı ağrıyor diye sıcak kompresler bile yaptım. Sonra kendini gerçekten erkek sanmaya başlayınca üçüncü günün sonunda yol verdik kendisine :)

Neyse efendim, ben ona yemek hazırlarken o gitmiş baharat kavanozlarını karıştırıyordu. Hepsinin üstüne elcağızlarımla etiketler hazırlamıştım vakti zamanında. Safrana uzanıp ama bunun içinde safran yok ki dedi. Safran azıcık pahalı bir baharat olduğundan kıyıp da çok sık kullanmıyorum :) o yüzden bitmesi ve yerine başka şeyin konması imkansız. Ben de kavanozu incelemeye aldım. Anam o da ne, içi kurt olmuuşş. Lavaboya biraz döküp üzerine su dökünce çıkan sarı renkten, içindekinin hala safran olduğunu anlıyorum. Bu durumda şekil değiştirdiğine göre hareketsiz de olsa o şeylerin kurt olması gerekiyor.

İşteee, bu benim hep merak ettiğim bir şey, arkadaşım, kapalı kavanoz, hava almıyor ve içinde de sadece safran var. Nereden çıktı bu kurtlar?? Madem yoktan var olmadılar, o zaman safranın içinde saklı kurtçuk yumurtaları mı varmış? Yani biz pilava safranla birlikte kurtçuk yumurtalarını da katıp bi güzel afiyetle yemiş miyiz?

Iyy, iğrenç demeden önce şunu da düşünmek lazım; bu durumda biz şimdiye kadar mercimekle, ne bileyim unla, fasulyeyle filan da güve yumurtlarını yutmuş olmalıyız. Yoksa kapalı kutuların içinde nerden pörtlüyor onlar??

Değerli bilim insanı arkadaşlarım, size sesleniyorum: Alanınız çok farklı olsa da beni bu konuda aydınlatın lütfen, kendimi çok cahil hissediyorum. Yediklerimiz gördüklerimizden ibaret değil mi yoksa?

26 Ocak 2010 Salı

26 Ocak 2010 Salı
Haftasonu kendime evde mahsur kalmış süsü verdim. Baktım dışarsı bembeyaz hiç dışarı çıkmaya yeltenmedim. Eylül Giresun'dan döndü cumartesi. 17 saat yol. Hızını alamamış eve valizlerini bırakıp kendini bize attı. Annemin de misafirleri yoğun kar yağışı nedeniyle iptal olunca türlü türlü kek pasta börekle evde başbaşa kaldık. Eylül evimin erkeğini oynadı, ben ona meyve soyup yedirdim. Sabah ondan önce uyanıp mükellef bir sofra hazırladım. İki günün sonunda kendini erkek sanmaya başlayınca üçüncü günde yol verdik kendisine :)

Aslında çok başka bir yere geleceğim. İki kız oturup da içinde "amores" olan bir film izlerse n'olur? "Aşk üstüne felsefi düşünceler" bir bir dökülmeye başlar :)
Yaşantımızdaki her şeyin doğanın yansıması olduğuna inanan takıntılı bir kişi olarak dedim ki bir mert kişi çıkıp da "insan tek eşli bir varlık değildir" dese bütün sorunlar çözülecek. Vallahi bak. Hayvanlarda tek eşliliğin yüzde oranının tekli basamaklarla ifade edildiğini düşünürsek zaten olması gereken de bu. Kim demiş insanoğlu tek eşlidir diye? Bizi böyle düşünmeye sevk eden şimdiye kadar böyle bir dünyada yaşamış olmamız, alışkanlıklarımız, geleneklerimiz...

İzlediğim çoğu filmde, tanık olduğum pek çok olayda işin içinde bir "aldatma" var. Adı aldatma, çünkü insanın tek eşli olması gerektiğine dair bir beklentimiz var. Eğer bu beklenti olmasa, kimse eşi başka biriyle birlikte oldu diye üzülmezdi. Üstelik aldatılan insan sayısının aldatılmayan insan sayısından daha yüksek olduğunu düşünürsek zaten teoride olmasa da pratikte insanın çok eşliliğinin yansımalarını görüyoruz. Söylediklerim çok uç ve sapkın şeyler gibi geliyor di mi? Bana da öyle geliyor zaten. Ama bu düşüncedeki tek amacım ilişkideki mutsuzluk nedenlerini ortadan kaldırmak :) Evet canım, bence de öyle ilişki olmaz olsun zaten. Topa tutmayınız lütfen.

Ben çok eşlilikten yana mıyım? Hayır, asla. "Aldatan" birine "şerefsiz" yaftasını da yapıştırırım anında. Bizden geçti ama mesela dünyaca karar alsak da, bir sonraki nesle insanın çok eşli olduğunu aşılasak ve insanların bu yöndeki beklentilerinin önüne geçip aldatma kaynaklı üzüntülerin kökünü kurutsak (Allahım sen koru sen esirge :) ). Ne dersiniz, hoş olmaz mı?

Bir sonraki yazı dizimizde de ilişkide kıskançlık kaynaklı üzüntüleri önleme yöntemlerini paylaşacağım sizlerle :)) Aşk doktoru olduk iyice. Blog, yok bi daha aşk maşk sana! :)

19 Ocak 2010 Salı

umut...

19 Ocak 2010 Salı
Hope is...

...doksan dokuz kere yanılsan da yüzüncüde yine güvenmektir.
...even you have mistaken ninety nine times, to trust in hundreth again.
Uzun bir aradan sonra bir pazar günü evde kalınca kahvaltı masasında bir liste döküverdi annecik. Tadilat listesi. Mutfak dolabının içine ekstra raf istiyorum, küçük banyonun sifonu bozuk, balkona da saksıları koymak için raf mı yapsak? Eh evin dişi görünümlü erkeği olunca tüm matkap, anahtar, tornavida gerektiren işler bana bakıyor. Neyse ölçüleri alıp Bauhaus'un yolunu tuttuk. Ama bahçe kısmına girince içimdeki dişi fırlamasın mı? Ne kadar pembeli morlu çiçek varsa topladım :) Siklamenler, çuhalar, sümbüller. Bir de limon selvi. Gelince de ne zamandır ertelediğim balkonu adam etme işlemi başladı. Sardunyaları üç uzun saksıya topladım. Hiçbirinin çiçeği olmadığı için hangi renklerin bir arada olduğu sürpriz. Neyse ki çok uyumsuz seçeneklerimiz yok. Yaralı bereli yaramaz çocuk görünümündeki ellerime yeni yeni yaralar, morluklar ekledim. Amaan neyse tetanoz aşım hala geçerli diyerek toprakla oynaşmaya devam ettim. Bir de mutfağı temizlerken yağ çözücüyle fazla haşır neşir olunca ellerim sızım sızım...

Bir haftasonunu daha maalesef geride bırakırken, her akşama bir plan olan bir haftaya merhaba diyoruz sayın seyirciler :)

Aa bugün noldu? Tam çocukları çok özledim diye içimden geçirirken Yeşim aradı, astronomi etkinliğini önümüzdeki dönem de açar mısın diye? Hay hay efendim, ne demek! Bir bıcırık afiş hazırladım az önce ona. Bakalım işe yarayacak mı...

Yarın Orçuncum'un korist olduğu bir konserdeyim: Şah Hüseyn'in Firkatiyle... CRR'de. Bekleriz.

Çarşamba'da Melda ile birlikte Kral Dairesi'ne gidiyoruz.

Perşembe pek tabii ki spordayım. Yani blogçum hala her gün haberleştiğimiz günlere dönemiyoruz. Arada pek çok şey oluyor, ama ben sana anlatana kadar zaman aşımına uğruyor, aklımdan çıkıyor... Hadi kendime bir ipucu bırakayım; bir sonraki yazıda suzy cafe olsun! :)

Gözlerinden öperim
'e

17 Ocak 2010 Pazar

mutluluk kalfası

17 Ocak 2010 Pazar
Boş gezenin mutluluk kalfası olmak istiyorum bazen.
 
naeknhu © 2008. Design by Pocket